Geç Ödemeler Nedeniyle Alacağınızın Değer Kaybetmesi: Munzam Zarar ve Enflasyon Karşısında Mülkiyet Hakkının Korunması
Munzam zarar, alacaklının, borcun geç ödenmesi nedeniyle yasal faiz oranını aşan ek bir zarara uğraması durumunda, bu zararın da borçlu tarafından tazmin edilmesini ifade eder. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi uyarınca, borçlu, kusursuz olduğunu ispat etmedikçe bu zarardan da sorumlu tutulur.
Ekonomik koşulların değişken olduğu, enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde, özellikle kamu idareleri tarafından yapılan geç ödemeler, alacaklının alacağının önemli ölçüde değer kaybetmesine yol açmaktadır. Bu durum, yalnızca maddi zarara değil, aynı zamanda Anayasa’nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline de sebebiyet verebilir. Bu bağlamda munzam zarar davaları, alacaklının hak kayıplarının telafisi açısından kritik önemdedir.
Yargı Kararlarında Munzam Zarar
1. Anayasa Mahkemesi Kararları
AYM birçok kararında, alacakların enflasyon karşısında değer kaybına uğratılarak ödenmesinin, başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Somut olaylarda alacağın güncel değerinin dikkate alınmaması ve sadece yasal faiz işletilmesi, başvurucunun mağduriyetini gidermede yetersiz bulunmuştur.
2. AİHM İçtihadı
AİHM, geç ödemeden doğan zararların giderilmesinde enflasyon oranının dikkate alınmasını ve bu oranda faiz ödenmesini esas almıştır. Böylece munzam zararın giderilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
3. Yargıtay Kararları
Her ne kadar Yargıtay uygulamasında munzam zarar talebinde bazı kararlarında davacının somut ispat yükümlülüğünü vurgulayan, bazı kararlarında ise yüksek enflasyon gibi genel ekonomik koşulların bilinen olgu olduğunu kabul eden farklı yaklaşımlar bulunsa da; yukarıda aktarılan AYM ve AİHM içtihatları açıkça göstermektedir ki, alacağın değer kaybettirilerek ödenmesi mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelir.
Yargıtay bir kararında; enflasyonist ekonominin olumsuz etkilerinin herkesçe bilinen vakıalar olduğu ve alacaklının zararının varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay yine başka bir ilamında ise, AYM’nin bu konudaki içtihatlarını benimseyerek, temerrüt faizini aşan munzam zarar varlığını karine olarak kabul etmiştir.
Munzam Zararın Hesaplanması
Yargıtay uygulamasına göre, munzam zarar hesaplanırken;
-
Temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süre
-
TEFE/TÜFE-ÜFE oranları
-
Banka vadeli mevduat faiz oranları
-
Döviz kurları
-
Devlet tahvili faizleri
-
Diğer yatırım araçlarının getirileri
dikkate alınır. Bu veriler, uzman bilirkişi raporuyla somut olaya uygulanır.
Mülkiyet Hakkının Korunması Açısından Önemi
Munzam zarar, yalnızca maddi bir zarar hesabı değil, aynı zamanda hukukun ekonomik istikrarsızlık karşısında bireyin hakkını koruma mekanizmasıdır. Özellikle kamu kurumlarının alacakları makul olmayan sürelerde ödemesi, yargılamaların uzaması ve bu süreçte yasal faiz oranlarının enflasyonun çok gerisinde kalması, mülkiyet hakkının fiilen ortadan kalkmasına neden olabilmektedir.
Munzam zarar, yüksek enflasyon ortamında yasal faizle sınırlı bir ödeme yapılmasının yarattığı mağduriyetin giderilmesi için önemli bir hukuki araçtır. Alacaklının hakkını tam olarak alabilmesi, yalnızca anapara ve yasal faiz değil, aynı zamanda gecikmeden kaynaklanan değer kaybının da tazmini ile mümkündür.
AYM, Yargıtay ve AİHM içtihatları, bu zararın tazmin edilmesinin hukukun, adaletin ve mülkiyet hakkının korunmasının bir gereği olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Haklarınızı Koruyun – Profesyonel Destek Alın!
Çetin & Barut Hukuk Bürosu olarak, munzam zarar davalarında ve mülkiyet hakkı ihlallerine ilişkin tüm hukuki süreçlerde yanınızdayız.
Hak kaybı yaşamamak ve süreci en doğru şekilde yürütmek için hemen bizimle iletişime geçin.
-Av. Eda Elif ER